Romatizma ve Beslenme

Romatizmal hastalıklara beslenme

Romatizma ve Beslenme

Romatizma ve Beslenme

Romatizmal hastalıklara beslenme

Beslenme sadece romatizmal hastalıklarda değil, her türlü kronik hastalık seyrinde ya da en doğru ifadesiyle sağlıklı yaşamın devamında hayati bir yere sahiptir. 

Romatizmal hastalıklar sıklıkla otoimmün hastalıklardır. Yani bağışıklık sisteminin hatalı çalışarak kendi vücut dokularına tepki verdiği ve tahrip ettiği hastalıklardır. Özellikle otoimmün hastalıklarda bağırsak sağlığının önemi her geçen gün daha da iyi anlaşılmaktadır. Zira yediğimiz gıdalar, yani gıda formunda dış ortamdan gelen faydalı veya zararlı maddelerin direkt dokularımızla (bağırsaklarımız) ve dolayısıyla bağışıklık sistemimiz ile temas ettiği ve bazı süreçleri başlattığı bir alandır bağırsaklarımız. Bağırsaklarımız, dış ortamla temasının çok daha fazla olduğunu düşündüğümüz derimizden bile dış ortam etkilerine daha açık bir alandır ve bunun sonuçlarını vücudumuza yansıtır. Çünkü derinin amacı ve yapısı bizi ne olursa olsun dış etkenlerden koruyacak bir çeşit ince kalkan gibiyken, bağırsaklarımız ise gıda alımını sağlamak amacıyla karşılaştığı dış ortam etkenlerinin bir kısmını seçerek vücut içine almakla görevlidir. Yani tamamen kapalı bir kale olmaktan ziyade bir sınır gümrük kapısı gibi görev görür. Bu işlevinin bozulması da kana pek çok zararlı dış etkenin geçmesine ve hastalıkların doğmasına neden olabilir. 

Beslenme yanlışları ve bunun doğurduğu sonuçlar pek çok kronik hastalığın tek nedeni olmasa da en önemli nedenlerinin başında gelir. Dahası değiştirilebilir ve düzeltilebilir bir neden olarak beslenme düzenlemesi hastalıkların tedavisinde atılması gereken ilk ve en önemli adımlardandır. Beslenme yanlışları nasıl ve hangi mekanizmalarla hastalıkları tetikler bir bakalım:

  • Metabolik nedenler: Bir süredir biliyoruz ki metabolik nedenler, özellikle de kan şekerini ilgilendiren sorunlar pek çok kronik hastalığın başlatıcısı ve temelindeki etkendir. Şeker hastalığı olması veya şeker hastalığı öncülü olan insülin direncinin bulunması kişide sürekli devam eden iltihabi bir sürece neden olmakta ve bağışıklık sistemini sürekli aktif halde tutarak yanlış çalışmasına yani otoimmün hastalık gelişimine yola açabilmektedir. Bu iltihabi süreç romatizmal hastalıklardan kalp damar hastalıklarına, Alzheimerden (bunama) kanserlere pek çok hastalıığn başlangıç noktasıdır. Özellikle işlenmiş ve şekerli gıdaların tüketiminin artması, unlu mamullerin ve GDO’lu tahılların pek çoğumuzun beslenmesinin ana unsuru olduğu noktada bu metabolik süreci düzeltecek önlemeler alınmadan ne yazık ki gerçekten iyileşmeye doğru adım atmak neredeyse olanaksızdır. 
     
  • Bağırsak Florası Sorunları: Hijyen ve temizliğimize ne kadar dikkat edersek edelim vücudumuz steril, yani mikropsuz bir ortam değil. Hatta kendi vücut hücrelerimizden daha fazla sayıda bakteriyi barındırıyoruz ve bunlarla birlikte yaşıyoruz. Özellikle de sindirim sistemimizde çok sayıda mikrop mevcut. Bu korkulacak bir durum değil aslında, zira bu mikroplarla bir anlamda simbiyotik yaşam, yani karşılıklı fayda sağlanan bir ilişki bu. Tabii ki doğru denge sağlanabilirse. Biz mikroplara barınacakları bir ortam ve besin sunuyoruz; onlar da bizim bağışıklık sistemimize ve sindirim sistemimize destek sağlıyorlar. Eğer beslenme yanlışları, bazı ilaç etkileri, stres gibi etkenlerle bize fayda sağlayan mikroorganizmalara zarar verirsek bu defa zararlı etkileri olabilecek mikropların sayısı artar ve hakimiyeti ele geçirerek bize faydadan çok zarara neden olurlar. Bu mikrop dengesinin sağlanmasında da en önemli unsurlardan ilki de beslenme tarzımız. Yediğimiz gıda içeriği bağırsak içinde, hatta vücudun diğer alanlarında da hangi bakterilerin ön plana geçip hakimiyeti ele alacağını belirlemede çok önemli. 
     
  • İnce Bağırsak Bakteri Çoğalması (SİBO): Yukarıda bahsettiğimiz gibi bağırsaklarımızda bizimle yaşayan pek çok bakteri var. Özellikle de kalın bağırsak ve ağız içi bölgesi çok sayıda bakteri içerir. Ancak mide ve ince bağırsakta ise gerek mide asidi, gerek sindirim enzimleri dolayısıyla bakteri sayıları diğer bağırsak alanlarına göre belirgin biçimde azdır. Eğer mide asidinde azalma ve/veya bağırsağın olağan sindirim hareketlerinde bir sorun olursa, ince bağırsak bölgesinde de bazı bakterilerde, özellikle de sağlığımıza zararlı olan bakterilerde artış olur. Bu mikropların artışı karın ağrısı, yemek sonrası karın şişliği, gaz, vitamin ve gerekli maddelerin emiliminin bozulması nedeniyle tedavilere rağmen tekrar eden kansızlık ve vitamin eksiklikleri gibi sorunlara yol açar. Bu durum olduğunda artan zararlı bakterilerin sevdiği ve onları besleyecek şekilde gıdaları tercih ettiğimizde bu sorun giderek büyür. Bu durumun tedavisinde verilen bazı ilaçların yanı sıra bu zararlı mikropların faydalanacağı gıdaların beslenmeden çıkarılması ve bir anlamda bu zararlı mikropları aç bırakmak tedavinin önemli ve olmazsa olmaz bir parçası. 
     
  • Gıda Duyarlılıkları: Ne yazık ki pek çok gıda artık endüstriyel yaşamın bir parçası olarak yapısı değiştirilmiş olarak sofralarımıza geliyor. Yapay gübrelerle ile böcek ilaçları ile bir anlamda zehirlenmiş GDO’lu tarım ürünleri, hormon ve antibiyotik alan ve ufacık kafeslere sıkış tepiş doldurulmuş çiftlik hayvanları, bildiğimiz şekilde şeker pancarı veya şeker kamışından elde edilenden çok daha tatlı ve metabolik olarak zararlı mısır kökenli veya sentetik şeker türevleri, gıdayı tat, renk, koku ile daha cazip hale getirmek için kullanılan kimyasallar gibi pek çok etken beslenme sürecimizde bizi adeta yavaş yavaş hasta eden zehirler. Bu gıdalar büyük annelerimizin, büyük babalarımızın, hatta pek çoğumuzun çocukluğunda yediği gıdalardan ciddi oranda farklı. Hem tat ve his olarak, hem de sindirim sistemimiz ve bağışıklık sistemimiz için tanıdık değil. 10.000 yıldır tükettiğimiz buğdayla bugün yediğimiz buğday, domates, tavuk, süt aynı değil. Bağışıklık sisteminin temel görevi vücudumuza nüfus etmeye çalışan yabancı yapıları tespit etmek ve uzak tutmak. Bunu iltihabi reaksiyonlarla sağlar. Tıpkı boğazımıza yerleşen bir bakteri varlığında boğaz ağrısı, ateş yüksekliği ve halsizlik hissetmemize sebep olan süreçler gibi. Bize yabancı olan bu gıdalar da sıklıkla bağışıklık sistemini alarma geçirir. Sonuç olarak iltihabi süreçler başlar ve bu süreç bağırsak içi yapısında  hasara neden olur. Sistemin koruma amaçlı başlattığı bu iltihabi süreç tekrar eden uyarılarla (yani tepki doğuran gıdaların alınmaya devam etmesiyle) bağırsak emilim sorunlarına veya aksine emilmemesi gereken büyük moleküllerin kana geçerek iltihabi tepkinin artmasına neden olur. Kronik hastalıkların aktif dönemlerinde bağışıklık sisteminin tepki verebileceği gıdaların alımının bırakılması, buna uygun bir diyet düzenlenmesi tek başına bile alevli sürecin yatışmasına ve bağışıklık sisteminin yeniden doğru çalışmasını sağlayabilir.  
     
  • Bağırsak Hareket Sorunları – Kabızlık ve İshal: Vücudumuzun kendisine zararlı maddelerden kurtulması ve bunları atabilmesi için bir çok atık sistemi mevcut. Örneğin böbrekler yoluyla idrar yapılması veya terleme bunların en önemlilerinden. Temel görevi aldığımız gıdanın emilmesi olan bağırsak sisteminin de bir diğer görevi vücuda zararlı maddelerin atılmasını sağlamak. Bu açıdan bağırsakların doğru çalışması, tuvalet alışkanlıklarının düzenli olması sağlık için önemli bir gereklilik. Hem kabızlık hem de ishal durumları bağırsak hareketlerinin olması gibi çalışmadığını gösteren ve en önemli toksik madde atıcı sistemlerinden birinin etkili işlemediğini bize anlatan bulgulardır. Yediğimiz gıda içeriği, sıklığı, zamanlaması bağırsak hareketlerinin sağlıklı biçimde devamı için önemli. Doğru beslenme düzenlemeleri ve destekler ile özel durumlar haricinde pek çok kişide bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi yani sağlıklı tuvalet alışkanlığının sağlanması ve dolayısıyla bizim için toksik olabilecek pek çok maddenin etkili biçimde vücuttan uzaklaştırılması mümkündür.  
     
  • Diğer Etkenler: Kişinin eşlik eden bazı kronik hastalıkları da beslenmenin özel bir biçimde düzenlenmesini gerektirebilir. Örneğin kronik tiroid sorunu olan birinde iyot alımının düzenlenmesi veya böbrek fonksiyonları iyi olmayan birinde protein içeren gıdaların kısılması gibi beslenme önerileri tedavi için önemlidir. Zira vücut sistemimiz bir bütün olarak çalışır. Sistemin aksayan bir dişlisi zincirleme olarak sağlıklı işleyişin yeniden kurulmasını engeller. Bunları gözetmeden yapılacak tedavilerin de etkisiz olmasına yol açar. 

Özetle beslenme düzenlemesi romatizmal hastalıklar da dahil olmak üzere her kronik hastalıkta ele alınması gereken önemli bir tedavi parçasıdır. Doğru ve hedefe yönelik beslenmesi sağlanmayan birinin en etkili ilaçlarla bile tam iyileşmesi sağlanamayacağı gibi bazen sadece beslenmenin düzenlenmesi bile tam şifa sağlayan bir tedavi haline gelebilir. Beslenmenin ele alınması, düzenlenmesi sadece diyetisyenlerin değil hekimlerin de temel görevlerinden biri olmalıdır.